Blog artık site oldu !


http://oyunmerdiveni.com/

Ortaokul yıllarında çalışanları ayakta tutmak için zeka sorusu olarak hazırladığım yıllardan , bugüne kadar kendimce çok büyük sosyal yararlar sağladım ve bu sayede hep iyi bir çevre edindim.

Ortak hedefe yürüyen ,  sosyal sorumluluk peşinden mevcut eleştirilebilir eğitim sistemine bir nebze katkısı olan kişilerle  Blog üzerinden yarışma , organizasyon , fikir alış verişi , kendi okullarında/üniversitelerinde farklılık yaratma gibi birçok etkinlik hakkında  yararlı projeler çıkardık.

Projelerin artmasıyla  bu tür aktiviteleri aynı isimde  http://oyunmerdiveni.com/ adresinden yapmaya karar verdim.

Blogdaki tüm arşivi bu adrese aktardım , o nedenle blogdaki tüm yazıları/soruları yeni sitede bulabilirsiniz.

Takdir edersiniz ki ; soruların cevapları , organizasyon ve fikir alışverişi hakkında birçok elektronik posta alıyorum. Sizlerden ricam alttaki açıklamaları  elektronik postanızda kısa notlar düşerek özetlemeniz olacak.Böylelikle kısa sürede ve en iyi şekilde sizlere cevap verebileyim.

  • Kısa bir tanıtım (Kendiniz , okulunuz  , çocuklarınız ,çalıştığınız yer vs…)
  • Amacınız (Tam olarak neyi hedefliyorsunuz ? Yarışma ise çerçevesi ve hangi yaş grubu ile yapılacağı , Organizasyon büyük çaplı ise kısa bir çalışma özeti vs….)
  • Sormak/öğrenmek istediğiniz  bölüm oyunmerdiveni.com internet sayfasının linkiyle beraber örnek vermenizde fayda var. (Organizasyon,soru,yarışma vs…)

Ayrıca soru hazırlayan ve soru hazırlamaya yeni başlayan eğitmen/bulmaca sever (örnekleri sitemde bulabilirsiniz) arkadaşlarımız bana sorularını gönderebilir , birlikte gözden geçirdikten sonra yayınlayabiliriz.

Görüşleriniz , önerileriniz ve sorularınız için  oyunmerdiveni@gmail.com adresine yazabilirsiniz.

Sözcüklerin Gücü(Akeelah and the Bee)


 

Çocuklar ve eğitim için öneri isteyen arkadaşlarıma iletirken , blog ve web sayfamda yer vererek birçok kişinin de haberi olsun istedim.

Aslında 2006 yapımı bir film , fakat  çoğu kişi tarafından maalesef bilinmiyor.

Filmin içeriğini her zamanki gibi anlatmayacağım.

004562.3-lg

Filmin en etkili sahnesi ;

En derin kaygılarımız yetersizliklerimiz değildir.
En derin kaygımız, tahminimizden öte güçlü olan yanlarımızdır.
Kendimize şunu sorarız; bu kadar zeki, muhteşem, yetenekli ve harika olacak kadar kimim ki ben. Aslında neden olmayayım ki!.
Hepimiz içimizdeki tanrının görkemliliğini göstermek için bu dünyaya geldik ve ışığımızın parlamasına izin verdiğimizde diğerlerinin de bunu yapmaları için müsade etmiş oluruz.
– Bu sana bir şey ifade ediyor mu? der öğretmen. Akeelah cevap verir.
– Korkmamam gerektiğini.
– Neden korkmaman gerektiğini
– Kendimden. Öyle mi?

Önerilerim ; 

  • Ailece izlemeye çalışın ve bazı yerlerinde durdurun kendinizden örnekler vermeye çalışın.
  • Okulda görevliyseniz okulunuzda izletmeye çalışın. (Yapan arkadaşlar var , maalesef yapmayanlar daha çok :))
  • Öğrenci/çocuklarınızla izledikten sonra çıkarımlar yapmaya çalışın.

“Ben Kimim , Ne yapabilirim  ? “ diyen her yaştaki çoçuğumuzun  öz güven çerçevesinde izlemesi gereken bir film.

Filmi izlerken çok yönlü çıkarımlar elde edebiliyorsunuz.

 

  • Ekonomik/sosyal problemleri olan bir ailede , görmezden gelinen bir kızın öğrenmeyle mücadelesi ve kelimelere tutkunluğunun geliştirilebilir olması ,
  • Kendine güvenmeyen bir çocuğun başarmanın çalışmak ve kendine inanamaktan geçtiğini öğrenmesi ,
  • Anne ve koçun çocuklarını motive etmesinde gücün yine kendine inanmasında ve cesaret etme yeteneğini kazandırmasına bağlı olduğunu
  • Mücadele ederken karşısına çıkan zorlukların nasıl üstesinden geleceğini öğrenmesi
  • Filmde de geçen “sen istersen binlerce öğretmenin olur” desteğini alması ,
  • “Ben yapabilirim” cümlesini kurabilmek için  inanmanın şart olduğunu öğreniyorsunuz.

Çocukların yaşlarına göre izletebileceğiniz çok film var. İki tanesini ekleyip filmi bitirelim.

Biri Like Stars on Earth (2007) , diğeri ise özellikle satrancı özendirmek ve sevdirmek adına öğrencilerime de izlettiğim Bobby Fischer (1993 yapımı) filmdir.

Sizin de okulunuzda genel izlettiğiniz filmler varsa buraya ekleyebiliriz(oyunmerdiveni@gmail.com).

İyi seyirler,

 

 

 

 

Eğitim Sistemi _ YGS 2016 – PISA Değerlendirmesi


Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra yöneldiği alanlardan biri eğitim olmuştur. Eğitimin önemini de “Dünyada her şey için, uygarlık için, yaşam için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fen haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir.” sözleriyle özetlemiştir.

Blogu takip edenler eğitim ile ilgili merakımı ve bu alandaki çabalarımı bilirler. YGS 2016 sınavları bitti. Son yılların analizlerini çıkartmaya başlamıştım ki ÖSYM zaten bir çalışma yapmış. (Geçen sene de yapılmıştı) Fakat ben bu çalışmayı PISA testi ile birleştirip , bir tablo halinde sunmaya ,iki alanı birleştirerek 15-18 yaş arası gençliğimizin eğitim kalitesini sizlere yansıtmaya çalışacağım.

Biliyorsunuz ki PISA Açılımı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir.PISA hakkında geniş bilgiyi daha önceki yazılarımda ayrıntılı anlatmıştım.

YGS ‘ye girenlerin 18 yaş ortalamasında olup , PISA testi 15 yaş ile 18 yaş karşılaştırması yapabileceğiz. Bu konuda uzman gözüyle değil , satranç ve zeka oyunu eğitmenliği ve eğitimle iç içe olan ve araştıran  biri olarak gözlemlerimi aktaracağım.

15 yaşındaki çocuklarımızın girdiği PISA ‘nın temel amacı, gençlerimizi daha iyi tanımak; onların öğrenme isteklerini, derslerdeki performanslarını ve öğrenme ortamları ile ilgili tercihlerini daha açık bir biçimde ortaya koymaktır.YGS’nin mantığı da kısmen benzer fakat daha çok lisede öğrendiklerimizi tartan , değerlendiren bir yapısı var. Birazdan her ikisinin sonuçlarının olumsuz olacağını göreceğiz. Maalesef ki hem öğrenme isteklerimiz, derslerdeki performanslarımız ve öğrenme ortamlarımız (PISA)  standartların altında , hem de  derslerdeki öğrendiklerimiz ve okullar arasındaki eğitim sistemimizin dengesi standartların altında.

PISA 2012 uygulamasının sonuçları, OECD sekreterliği tarafından Aralık 2013’te açıklanmıştır ve http//www.pisa.oecd.org adresinden yayınlanmıştır. Ayrıca ülkemize ait sonuçlara ilişkin Ulusal Ön Rapor’a da “Raporlar” sekmesinden ulaşabilirsiniz. (Kaynak , Diğer kaynak )

PISA testi örneklerini İngilizce olarak  burada  bulabilirsiniz.Problem çözme , matematik soruları , bilgisayar tabanlı sorular , okuma ilgili sorulara linkleriyle birlikte yazının sonunda bulacaksınız.

2016 YGS sonuçlarından yola çıkalım :

ort

Öncelikle ilk tespitimi yapayım. 2 milyon 84 bin adayın 913 bini son sınfta okuyan öğrencilerimiz olduğunun altını çizeyim. Yani yarısından fazla şansını bir daha deneyen veya bölüm değiştirmek isteyen kişiler. Bu sonuç bile eğitim sistemimiz ve PISA’da ki amaç olan  öğrenme merakımızı ve tercihlerimizi ortaya koyuyor.

ANA DiLİMİZDE NE KADAR BAŞARILIYIZ ?

Her ne kadar Türkçe dersi kendi içinde tartışılsa da YGS sonuçlarına göre okuduğumuzu anlamak ve kendimizi ifade etmekte bile %50 performansın altındayız.

Ana dilimiz Türkçe’den başlayalım. Oktay Sinanoğlu’nun çabaladığı , Dünya dili rüyasıyla yaşadığımız ana dilimiz.

Verilere bir bakalım.Altta gördüğünüz üzere 3 yılın da benzer duruma sahip olması ,  ileişimin ve bilgi kaynaklarının hızla artmasına rağmen yerinde saymamız düşündürücü.

2016ygsistatistik2

Peki 15 yaşındaki öğrencilerimizin kendi dilimizdeki anlama becerimizdeki dünya standartında başarısı neydi?

PISA’da  farkımız daha da açılıp , gelişmekte olan ülkeler olduğumuzu gösteren,bilgi toplumundan uzak olan bir ülke olduğumuzu gösteren bir tablo  ile karşılaşıyoruz.

Altta 3  ana PISA (Okuma becerisi , Fen Bilimleri ve Matematik) tablosu göstereceğim. Öncelikle düzeyler hakkında bilgi verip , grafiği nasıl okumanız gerektiğini anlatayım.

PISA’da matematik alanında soruların zorluk derecesine göre, “1. Düzey Altı – Düzey 6” arasında 7 yeterlik düzeyi belirlenmiştir. En basit sorulara dahi cevap veremeyen öğrenciler 1. düzey altı grubunda sınıflandırılırken, en karmaşık ve zor olan soruları yapabilen öğrenciler 6. düzeydedirler.

ddMATEMATİK ve FEN BiLİMLERİ REZALET ÖTESİ

Fen Bilimlerinde 750.000 öğrenci bir tek soru bile yapamamış. Bunların da 33.000 bini sıfır puan çekmiş. (2015 te ise daha felaket , 42.551 öğrenci idi) . En fazla 3 doğru FEN sorusu cevaplayan 500.000 öğrenciyi de eklerseniz yarısına ulaşıyorsunuz.

2016ygsistatistik5

Grafiği görünce eminim %90 nınız bu ortalamaları tahmin edemezdiniz.Türkiye’deki (ÖSYM )bilgiye dayalı sorulardan yola çıkarak sorgulanan tabloda en fazla 3 doğru FEN sorusu cevaplayan 500.000 öğrenci var.

Anlatmak için basit bir örnek yapayım : Sınıfınızda 30 öğrenci var , 16 tanesi sadece 3 ve altı doğru cevap verebiliyor. (Fen Bilimlerinde 912 bin aday 40 sorudan 5,7 nete ulaşmış.)

Peki dünyadaki durumumuz nasıl ?

Orada işler daha da kötü. Kendi içindeki başarının kötü sonuçlarına bakarak dünya genelinde başarılı olmamız beklenmezdi. Aşağıdaki tabloda da 15 yaşındaki gençlerimizin üniversite yaşamlarına hazırlık olarak geçirecekleri dönem olan lise öncesi bu açığı kapatması gerekirken , yukarıdaki tabloda gördüğümüz üzere daha da geriye gidiyoruz.

sc

Bu sonuçlar, Türkiye’de 15 yaş grubu öğrencilerin çoğunluğunun fen alanında sahip olduğu bilgi ve becerilerin, en temel yeterlik seviyesinde olduğunu, bu yaş grubu öğrencilerimizin yüzdesel olarak hiç birinin 6. düzeyde yer alamadığını, sadece %1,8’inin 5. düzeyde yeterliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar da açıkça, bilimsel düşünce ve bilimsel düşünce için gerekli bilgi ve becerileri öğrencilerimize kazandıramadığımıza işaret etmektedir.

Fen Bilimlerinde duyarsız kalıyoruz. Çünkü toplum olarak gözlerimiz ve kulaklarımız bu konuya kapalı. Görmezlikten geliyoruz. Eleştirmeyip , üstelik bu sistemin başındakileri seçmeye devam ediyoruz. Sadece son yıllara değil , daha önceki yıllara da bakınız. Bilgi toplumu olmak istiyorsanız , ekonomik olarak gelişmek istiyorsanız önceliğiniz bu eğitim, başka yolu yok. O nedenle bizler gibi eğitimle ilgilenen kişiler özenle bu tür yazılar hazırlıyorlar.

Çok uzağa gitmemize gerek yok. 1923 ‘te Atatürk ” Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa’ya, Amerika’ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanayi nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye çok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur.” şeklinde durumun önemini o yıllarda belirtmiş ve yol göstermiş.

Birçok yazımda Finlandiya ve diğer ülkelerin eğitim sistemlerini anlatmaya çalıştım.

Diğer kıyaslamarı siz kendiniz yaparsınız.

MATEMATİK SEVMEYEN BİR TOPLUM MUYUZ?

Çevremdeki çoğu arkadaşım analitik , matematiği seven insanlar da olsa sosyal etkinliklerde konuştuğum gençler matematiği pek sevmiyorlar. Özellikle zeka oyunu yazarı olarak matematik ve mantık yürütme sorularından çok resfebe , kelime oyunlarının cazibesi de bu gerçekten kaynaklanıyor. Endüstri mühendisleri adaylarıyla yapmış olduğum proje / bitirme tezi / mühendislik proje yarışmalarında bile matematik yoğun kullanılmasına rağmen matematik alt yapısının ortalamalarda olduğunu söyleyebilirim. (Üniversitelerde bile yüksek matematiğin hayata/projelere uyarlanması tartışma konusu) 

Önce ÖSYM sonuçlarına bakalım. 3 yılda da grafik rezalet ötesi. Daha da kötü olan ise bundan hiç ders almayışımız. 

2016ygsistatistik4

Dünyada ise Fen Bilimleri kadar olmasa da yine toplum olarak geride kalmışlığın kanıtı görülebilir. Matematik toplumda ekonominin kullanıldığı zorunlu bir araç , hayatımızda önemi olan bir bilim olarak hiç önem vermemişiz. Okullarda ise hiç vermemişiz. Bu geri kalınmışlık için ders alıp , YGS ortalamasını da arttırmak adına hiç ilerleme kaydedemişiz.

Sonuç açık : Matematikte 912 bin aday 40 sorudan 7,9 nete ulaşmış.Sınava giren 2 milyon 84 bin adayın 350 bine yakın 0 , 150 bine yakın sadece 1 , 250 bine yakın sadece 2 , 200 binden fazlası da 3 doğru cevap verebiliyor. Yani tablo fen bilimleri kadar vahim.

Aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi, matematik alanında birinci sırada yer alan Şangay-Çin’de öğrencilerin %30,8’i 6. düzeyde ve %24,6’sı 5. düzeyde performans göstermişlerdir. Her iki düzeyde toplam %55,4’lük bir orana ulaşarak, öğrencilerinin yarısından fazlası en üst düzeylerde yer almıştır. Türkiye’de ise öğrencilerin %67,5’i 2. düzey ve altında becerilere sahiptir. Türkiye’de öğrencilerin sadece %1,2’si en üst düzey olan 6. düzeyde performans gösterebilmiştir. Türkiye’de yoğunluk 1. ve 2. düzey seviyesindedir. OECD ortalamasında, en fazla yoğunluk 2. ve 3. düzeyde toplanmıştır (%22,5 ve %23,7). Türkiye’de 1. düzey altı ve 1. düzeyde yer alan öğrencilerin yüzdesi, OECD ortalamasının çok üstündedir (sırasıyla %7,5 puan ve %11,5 puan fark). Şangay-Çin’deki öğrencilerinin sadece %0,8’i 1. düzey altında ve %2,9’u 1. düzeyde yer almıştır.

Peki bu durum için hiç önlem alınmış mıdır?

sx

Böylelikle 15-18 yaş öğrencilerimizin öğrenim kalitesini ortaya koyan 2 ayrı kaynaktan Türkiye eğitim sistemimizi sorgulamış olduk. Milli eğitim bakanlığının öğretmen kalitesi ve öğretmenlerin sistem içindeki önemini de kısmen ortaya çıkardık.. Öğretmenlerin kalitesinin sistemle birlikte ele alınması gerekir ki öğretmenlerin beceriksizliğinden çok performanslarını ortaya çıkaracak bir sistemin olmayışı, gelişitirilmesi gerektiği ele alınsın.

ÖSYM kendi sitesinde cinsiyete göre , puanlara göre birçok kriterlere göre analizlerini yapmış, siz detaylı bakarsınız.

Eğitim sistemimiz böyle iken , sistem ve öğretmenlerin kalitesini arttırmak için geç bile kaldık. Eğitim sistemimizin bu kadar açıkça performansı böyle iken öğretmenlerimizin bu sitemde gösterecekleri performans ne kadar iyi olabilir ? Türkiye gerçekten ilginçlikler ülkesi. Bu sistemin varlığına rağmen öğretmenlik meselğinin diğer ülkelerden önde olmasının bir izahı var mıdır, bilemiyorum .

Ben şahsen satranç/zeka oyunu eğitmenliği yaparak kısmen de olsa farklı bir katkımın olmasına çaba gösteriyorum. Siz öğretmenlerden ve eğitim sistemi kurucularından da Türkiye’nin gelişmesi ve çocuklarımızın geleceği için çaba göstermenizi beklerim.

 

 

 

 

 

Türkiye Eğitim Sistemine Bakış 2


Blogu takip edenler  eğitim  sektörüne yatkınlığımı bilirler. Hatta çevremdeki insanlarla bu konudaki girişimlerimi , çabalarımın detaylarını karşılıklı  tartışırız.

Satranç oyuncusu olarak bu alandaki yetersizliklerden ve birtakım hedefleriminden  dolayı satranç antrenörlük belgesini aldıktan sonra , satranç camiasındaki milli takım hocaları ve ulusal hakemlerle  çocukların gelişimini sağlayan zeka oyunları ve satranç sporlarının güncel problemlerini ve gelişmelerini birlikte konuştuk,konuşmaya devam ediyoruz. Şu andaki  eğitim,satran , eğitim sektörün bilgiden yoksun oluşu , maddi çıkar boyutunda olması ve en önemlisi eğitim alt yapısının bu sektöre desteklememesi en büyük yaramız.

Alt yapının kurulmasında en büyük etken ise kuşkusuz öğretmenlerimiz. Öğretmen olmak isteyen çocukluk arkadaşlarımı ve yeni heyecanlı hocalarımızı hatırlayınca acaba dünyada bu durumun nasıl olduğunu merak ettim. Aslında sıkça baktığım OECD , bu analizi de detayıyla yapmış bile. İngilizce olarak da farklı kaynaklardan haber yapılmış. Birkaç makale ile birleştirmek ve güzel bir yazı ortaya çıkarmak için Türkçe ile arattığımda güzel bir özet yapan eğitimpedia haberiyle karşılaştım.

O nedenle çevirilerini tekrar yapmak yerine hem takip ettiğim bu linki kaynak gösterip hem de kendi yazdığım diğer makalelerle yazıyı genişleterek,renklendirerek  Eğitim Bakışımızı anlatmayı hedefliyorum.Sizin de katılımınız olusa , seve seve yayınlarım.

Öğretmen Olmak İsteyen Gençlerin En Fazla Olduğu Ülke Türkiye

Öğretmenlerin niteliğinin, öğrencilerin akademik sonuçlarını tahmin etme konusunda okullardaki diğer tüm faktörlerden çok daha önemli olduğu gerçeği defalarca kanıtlandı. Ancak yine de son yıllarda çok sayıda ülke, kaliteli öğretmen açığı sorunu yüzünden ciddi sıkıntılar çekiyor.Bu düşünceye yorum getirmek gerekirse , tüm dünya bu görüşü kabul ettiği halde bizim eğitim sistemimizin ve öğretmen kalitemizin hala neden böyle olduğunu anlamak zor.

ogretmengrafik

15 yaşındaki öğrencilerin çoğu için öğretmenlik mesleği çekici değil

PISA, 2006 yılında 60′dan fazla eğitim sisteminden gelen 15 yaşındaki öğrencilere, 30 yaşına geldiklerinde hangi işte çalışmayı düşündüklerini sordu. OECD ülkelerindeki öğrencilerin ortalama yüzde 44′ü, profesyonellik gerektiren mesleklerde çalışmayı düşündüklerini söyledi. Yani tipik olarak bir üniversite diploması gerektiren yüksek statülü mesleklerde. Öğrencilerin sadece yüzde 5′i, profesyonellik gerektiren bir meslek olarak öğretmenlik yapmayı düşündüğünü söyledi. Yani ortalama olarak yüksek statülü ve profesyonellik gerektiren bir kariyer yapmayı düşünen her 10 öğrenciden 1′i öğretmenlik mesleğinde kariyer yapmayı istiyor.

Yine de öğretmenlik kariyeri yapmayı isteyen öğrencilerin yüzdesi, ülkeden ülkeye büyük çeşitlilik gösteriyor. Öğretmenlik mesleği; Türkiye, Endonezya, İrlanda, Japonya, Kore ve Lüksemburg’daki öğrenciler için oldukça çekici. Örneğin Endonezya, Kore ve Türkiye’de profesyonel mesleklerde çalışmayı bekleyen her 10 öğrenciden 3′ü öğretmen olarak çalışmayı düşünüyor. Buna karşın Estonya, Almanya, Macaristan ve İtalya’daki 15 yaşındaki öğrenciler için öğretmenlik mesleği hiç de çekici değil.

Aslında bu biraz da  bizim tarihimiz , kültürümüz ve ekonomimizle iç içe. Bizdeki öğretmenliğin tercih edilmesinin en büyük nedeni  garanti , saati bilinen bir meslek gibi kaba seçimidir.

PISA ‘yı bu yazıyla biraz hatırlarsak konunun bütününü daha iyi anlayacaksınız.

Eğitim ve education anlam farkını sizlere iletmiştim. Education içerden dışarıya çıkarmak gibi eğitsel bir tarafı varken , bizdeki anlam eğmek olarak şu anki yapımızı anlatıyor.

Okullarda yaratıcılık nasıl olacağını benim gibi merak ettiyseniz Sir Ken Robinson’un “okullar yaratıcılığı öldürüyor mu ? videosunu defalarca izlmeşinizdir.Diğer birkaç videoyu da yanında  izlemenizi öneririm.

Şimdilerde Finlandiya eğitim sistemini her ne kadar eleştirilmeye başlansa da biz bir kısmını uygulamaya çalışırsak kısmen bir başlangıç yapmış olacağız.

2013 yılındaki Eğitim sistemine bakış açımı defalarca açar ve istatistiklerine bakarım. Dünyanın gelişimini , bizim sabit kalışımızı seyre dalarım.

Karamsar olduğumu düşünenler için Oscar alan Türkler ve Türkiye’mizin gururu olan birçok örnek de var. Canan Dağdeviren de bu onurlardan biridir. Hatta bu okumuş olduğunuz yazıyı gördükten sonra teşekkür eden mütevazi , örnek hocalarımızdan biridir.

İnsani Gelişmiş Endeksi’ne göre bu konuyu bütünsel bir tablodan baktığımızda parçalar daha iyi birleşiyor.

Kısaca yorumlarsam :

Eğitim Sistemleri örnekleri : Farkettiyseniz eğitimi iyi olan ülkelerin indeksleri de oldukça yüksek.

Demokrasi Örnekleri : Tartışılacak bir konu ama yakınlarda Birleşik Krallık’ta olacak bir seçim , beni bu öneriye kadar sürükledi. Kötü olur fikrinde olanlarla , analiz edenlerin ortak noktada buluştuğu bir ülke olma hayali..

Okuma ve matematikte en yetkin olan öğrenciler, öğretmen olmak isteyenler değil

Finlandiya ve Kore gibi en yüksek performansları gösteren bazı ülkeler, eğitim kurumlarında en başarılı mezunları işe alarak kaliteli öğretmen güçlerini artırdı. PISA, öğretmen olarak çalışmak isteyen öğrencilerin beceri profillerinde ülkelere göre belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor.

Bu farkı PISA değerlendirme raporunda açıkça ortaya koymuştum.Detayını  incelemenizde fayda var.

sx

Şekil 1’de görüldüğü gibi, matematik alanında birinci sırada yer alan Şangay-Çin’de öğrencilerin %30,8’i 6. düzeyde ve %24,6’sı 5. düzeyde performans göstermişlerdir. Her iki düzeyde toplam %55,4’lük bir orana ulaşarak, öğrencilerinin yarısından fazlası en üst düzeylerde yer almıştır. Türkiye’de ise öğrencilerin %67,5’i 2. düzey ve altında becerilere sahiptir. Türkiye’de öğrencilerin sadece %1,2’si en üst düzey olan 6. düzeyde performans gösterebilmiştir. Türkiye’de yoğunluk 1. ve 2. düzey seviyesindedir. OECD ortalamasında, en fazla yoğunluk 2. ve 3. düzeyde toplanmıştır (%22,5 ve %23,7). Türkiye’de 1. düzey altı ve 1. düzeyde yer alan öğrencilerin yüzdesi, OECD ortalamasının çok üstündedir (sırasıyla %7,5 puan ve %11,5 puan fark). Şangay-Çin’deki öğrencilerinin sadece %0,8’i 1. düzey altında ve %2,9’u 1. düzeyde yer almıştır.

Türkçe ve diğer dersleri de benzer olarak blogumda görebilirsiniz.Aşağıya sadece grafiklerini ekledim.

sc

Bu sonuçlar, Türkiye’de 15 yaş grubu öğrencilerin çoğunluğunun fen alanında sahip olduğu bilgi ve becerilerin, en temel yeterlik seviyesinde olduğunu, bu yaş grubu öğrencilerimizin yüzdesel olarak hiç birinin 6. düzeyde yer alamadığını, sadece %1,8’inin 5. düzeyde yeterliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar da açıkça, bilimsel düşünce ve bilimsel düşünce için gerekli bilgi ve becerileri öğrencilerimize kazandıramadığımıza işaret etmektedir.dd

 

Konuyu özetlersek :

Asya mucizesi olarak gösterilen ülkelerle Finlandiya’nın ortak özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

1. Öğretmen yetiştiren kurumlarının kalitesi ve başarısı

2. Öğretmenlik mesleğinin profesyonellik algısı ve kültürü

3. Hizmet içi öğretmen eğitimlerinin başarısı

4. Matematik ve fen eğitiminin iyileştirilmesi için farklı uygulamaların geliştirilmesi

5. Öğretmenlerin bu meslekte devamlılığı.

 

O nedenle ilk adımı atarak hızla , koşarak  uygarlık seviyesine gelmeliyiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çocuk Davranışları Hakkında Yeni Öğrendiklerim


Kitap okumayı , yeni birşeyler öğrenmeyi hayatımın ilkelerden biri haline getirdim. Şu an okumakta olduğum “Çocuk Neyi Neden Yapar?” kitabında okumuş olduğum ve yeni öğrendiğim yeni bilgileri ve genel problemler karşısında nasıl davranılması gerektiğini sizle paylaşıp , kendim için de bir arşiv oluşturmayı hedefliyorum.

Çocukların uyku düzeni , teknoloji bağımlılığı , inatçılık , konuşma bozuklukları gibi birden fazla konu yer alıyor.

İlk problemlerden biri “Çocuğum yemek yemiyor?” gibi genel bir problem. Öncelikle çocukların açlık hissinin oluşmasını beklemek çocuğun yemek yemesi için ön şarttır. Yemek alışkanlığı için 3Z önemli .

  1. Zorlama var mı? Kısaca yemek zorla yedirilmez , ihtiyaç halinde yedirilir prensibi uygulanmalı.
  2. Zaman uygun mu? Sabahın erken saatleri , oyun ortası gibi zamanlarda değil ana öğünler hedeflenmeli.
  3. Zemin müsait mi? Arkadaşlarıyla oynarken , kitap okurken gibi heyecanlı bir durumun ortasındayken çağırmamak hedeflenmemeli.

Yemek yeme için ödül ve ceza asla kullanılmamalıdır.

Uykuyla ilgili birkaç cümle ileteyim. Erken ya da geç uyuması için zorlanan çocuk uykusu olsa da uyumamamak için direnir.

En güzel önerilerden biri de şu : Cocuğu yanınıza almayın , ama onun yatağında yatın.

 

Kitapta en güzel bölümlerden biri de adım adım tuvalaet eğitimi. Bu bölümdeki en çarpıcı kısım ise ;

  • Tuvalet eğitiminde dikkat edilmesi gereken en önemli şey : Çoçuğu rahatsız etmemek.
  • Kesinlikle “yapma,kirletme ” gibi olumsuz bir baskı yapılmamalı.

Sütten kesilme ve tırnak yeme gibi önemli bölümler de bu kitapta soru-cevap şeklinde verilmiş.

Çocuk ve yalan bölümü belki de hayretler içerisinde okuduğum , öğrendiğim bölüm.

İnsanların 3 farklı dünyaları var :

  1. Uyku ve rüya dünyası
  2. Hayal dünyası
  3. Gerçek dünya

ilk 7 yaş dönemi bu 3 dünyayı birbirinden ayırt edemez. Onlar için rüya-gerçek arasında pek fark yoktur.

Önemli bir bölüm olan yalan söyleme kısmında 7 yaş sonrası yalan söylemenin sebepleri sıralanmış. Kitaptaki 10 sebepten , belki de en önemli iki tanesi ;

a) Kişiliğine bir saldırı varsa

b) Hesap verilmesi gereken bir durum varsa

Tabii ki diğer sebepler de en önemli fakat toplumumuza ayna olabilecek 2 tanesi daha önemli buldum.

İzinsiz eşya getirme bölümü de yeni öğrendiğim yeni bilgiler arasında.

Burada da en önemli sebeplerin başında sevgi yoksunluğu,ilgisizlik olduğu iletiliyor.

“Çalma hastalığı küçük yaşlarda oluşmaz ” düşüncesi altında eğer aşırma yapılıyorsa bunun nedenini ortaya çıkarmak en akılcı yollardan biri olacaktır.

Yazıyı çok uzatmadan özetleyerek kapatayım.

Adem Güneş’in yazmış olduğu kitap oldukça faydalı ve bilmediklerimizi ortaya çıkaran yararlı bir kitap okumanızı tavsiye ederim.

 

 

 

 

Çocuklarımızın Telefon Kullanma Yaşı ve Hediye Seçenekleri


 

Her anne ve babanın etrafına sorduğu , araştırdığı konuların  en önemlisi sayılır. Maalesef bu konuda bir denetim sistemimiz , yapılan bir çalışmamız, uzman görüşümüz yok. Kulaktan kulağa yayılan fikirler ve kendi yaşam eğrimizdeki kararımıza göre çocukların başarısına bakmadan “gerekli” odağıyla satın alıyoruz.

Bu yazıyı yazmamın amacı uzmanlık yapmak değil , bir annenin 13 yaşındaki çocuğuna aldığı telefonu birkaç maddeyle çerçevelenmiş sözleşme ile hediye etmesi haberini ve bu konudaki daha önce okuduğum uzman görüşlerini aktarmak olacak.

 

Özellikle son günlerde okumuş olduğum “Çocuk Neyi Neden Yapar” kitabını  bitince burayı güncelleyeceğim.

Öncelikle ben kendi yorumumu yapayıp , uzmanlara geçeyim.Öncelikle ne hediyesi olursa olsun , çocuklara verilen hediyenin neden verildiğinin iyi açıklanması ve o hediyenin amacının dışında uygulanmasında geri alınması gibi makro anlamda bir sözleşme yapılması gerekliliğini çevremdeki yakın arkadaşlarla tartışıyoruz ve yararını da görüyoruz.

Açıkçası biz yetişkinler için bile telefon , bilgisayar ve diğer teknoloji aletlerinin kullanılmasının bedenimize verdiği zararın (göz , tembelleşme , fiziksel hareket kısıtlama,ergonomik problemler , …) yanında geçirilen zamanın önemi artıyor.

akilli-telefon

O nedenle iki ana kulvarda da , cep telefonu ve bilgisayarın kullanılması pek mantıklı gelmiyor. Belirli ölçüde ve amacına uygun kullanılması durumunda izin verilebileceği de geliştirilebilecek yönü olduğunu belirteyim.

Tablet kullanımıyla ilgili de Rhode Island Universitesi haberi de ekleyeyim.

Bazı Uzman Görüşleri (2011 yılındaki okuduğum bir haberden)

 

15 YAŞIN ALTINI DAHA ÇOK ETKİLİYOR
PROF. DR. CENGİZ KUDAY (Florence Nightingale Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi):
“İki yıl önce cep telefonlarının çocuklarda daha etkili olduğu MR görüntüleri ile ispatlandı. Telefon konuşmalarının çocuklarda korteksi daha fazla etkilediği bu çalışma ile resimlendi. Yani cep telefonları buna göre 15 yaşından önce daha fazla etki ediyor.

GEREKMEDİKÇE KULLANDIRMAYIN
PROF. DR. REJİN KEBUDİ (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Başkanı):
“Önerilebilecek bir cep telefonu kullanım yaşı yok. Böyle bir yaş grubu belirlenmiş değil. Ancak yaş küçüldükçe elektromanyetik alanların emilmesi daha fazla oluyor. Bu açıdan özellikle ilkokul çağındaki çocuklar için cep telefonu kullanımı daha zararlı.Tavsiyemiz, çocuklara gerekmedikçe cep telefonu kullandırılmaması.

SON DERECE SAKINCALI OLABİLİR
DOÇ. DR. FULYA AĞAOĞLU (İstanbul Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı):
“Cep telefonları çocuklar için son derece sakıncalı. Biz 15 yaşın altındaki çocukların cep telefonu kullanmasını zaten tavsiye etmiyoruz. Erişkinler üzerinde de cep telefonu kullanımının uzun dönem sonuçları henüz bilinmiyor. Çocuğa telefonu sadece mesaj yollama şeklinde kullanması da önerilebilir.”

ZENGİNLİK GÖSTERGESİ OLMAMALI
GAYE ÇAKIRGİL (Uzman Psikolog):
Büyük şehirlerde çocukların cep telefonuna ihtiyacı olabiliyor. Ancak ilkokul çağındaki çocukların cep telefonuna çok da ihtiyacı olmadığı görüşündeyim. Ne kadar geç kullanmaya başlarlarsa o kadar iyi olacaktır. Çevre önemli bir faktör. Cep telefonu, bir zenginlik ve varlıklı olmanın göstergesi olmamalı.  Aileler ceza ve ödül uygulamasında bulunabilirler.

AİLE ÇOCUKLA SÖZLEŞME YAPMALI
YÜKSEL SEÇKİN (Uzman Pedagog):
“Cep telefonu kullanımı belli kurallar çerçevesinde yapılırsa çocuklar için bir sorun teşkil edeceğini düşünmüyorum. Cep telefonu alınmadan önce aile çocukla bir sözleşme yapmalı. Belirli kurallar çerçevesinde çocuğun kullanmasına izin verilmeli. Hatlı telefon yahut paket programları önermiyorum.”

Son maddenin uygulanmasıyla ilgili , başta da belirttiğim bir annenin sözleşmesi . Detayını Huffingtonpost ‘dan okuyabilirsiniz.

1. Bu telefon bir ayrıcalıktır, bir hak değil. İhtiyaç ve istek çok farklı şeylerdir. Bunu sana ben verdim ve senden geri alabilirim. Gerçekten bu kadar basit.

2. Bana göstermenin, bana anlatmanın ve telefonu bizim hayatımızın bir parçası haline getirmenin de senden bekleneceğini bil. Dijital hayatın, sadece senin soyutlanmış dünyanda var olmayacak.

3. Üzerine düşeni yapmalısın. Telefonuna iyi bak. Kırılmalar, çatlaklar, su, toz ve kaybolmaların tüm masrafları sana ait. Ev işlerine katkı ve genel bir işbirliği de aileye destek için bekleniyor her zamanki gibi. Bu anlamda sürpriz bir durum yok.

4. Bir şey mi indirmek istiyorsun? İzin al. Bir şey mi satın almak istiyorsun? Parasını öde.

5. Telefonun kapanma saatleri hafta içi akşamları saat 20:00 ve hafta sonu akşamları ise saat 22:00. Kapatmadan önce şarj etmeyi de unutma.

6. Önceden alternatif bir plan belirlenmediyse telefon okula gitmiyor ve evde kalıyor. Arkadaşlarınla koridorda ve öğle yemeğinde konuş. Ortaokulun büyülü ve çılgın dünyası ile arana bir ekranın girmesine izin verme.

7. Yazdığın her mesaj, yayınladığın her gönderi ve paylaştığın her şey sensin. Sanal dünyadaki ve gerçek dünyadaki kişiliklerinin birbirine benzediğinden emin ol. Ekran kötülüğün bahanesi olamaz. Sen yapıyorsun, sen sahiplenmelisin.

8. Habersiz insanların videolarını ve fotoğraflarını çekmek yok. Başka bir insanın üzerinden mizah yapmak adına video ya da fotoğraf çekmek yok. Buna kardeşler de dahil. Ve ebeveynler de. Yayınlamadan önce her zaman izin iste.

9. Cinselliğin, şiddetin, internette arama yapanın ve sayfanın aşağılarına doğru inmenin dipsiz kuyusuna sınırsız erişimin olsun diye ekstra bir harcama yapmayacağım. Haydi, kalk ve dışarı çık. Zamanını iyiye kullan. Bu en önemli yaşam becerilerinden biridir.

10. Kendini ifade et ve bilgiye ulaşmayı kucakla! Seni sevdiğin her şeye daha da yaklaştıran sebepler, eserler, ürünler ve topluluklar bul. Bırak merakın sana yol göstersin.

11. Sessiz olmaktan korkma. Yorum yapmamaktan. Cevap vermemekten. Bir konuşmayı bırakmaktan. Engellemekten. Silmekten. Takibi bırakmaktan. Bazen katılmamayı seçmek, en çok cesaret gerektiren şey olabilir. Ateşe körükle gitmeden önce seçici ol.

12. Bu iPhone’u nasıl kullanacağın konusunda her zaman bir seçim yapabilirsin. Bu, hediyenin bir parçası: Teknolojinin işine en çok nasıl yarayacağına karar verme özgürlüğü. Sinsilik yapmanın, yalan söylemenin, kandırmanın ve numara yapmanın sana bir faydası olmaz. Bunların sana yapıldığını fark etmenden de seni korumayı çok isterdim. Ama bunu yapamayacağıma göre şunu bilmeni isterim: Senin sanal dünyada kendini gösterme şeklin önemlidir ve karşındakileri de etkiler. Bu gücü akıllıca kullan.

13. Büyükanne ve büyük babalarını ziyaret etmeyi bırakma. Ya da mahalledeki çocuklarla arka bahçede basketbol ve futbol oynamayı ya da yemek masasında bizimle takılmayı ya da plansız bir şekilde arkadaşlarınla pizzacıda buluşmayı bırakma. Bunlar bir çocukluğu – bir hayatı – oluşturan şeylerdir ve asla telefonunla rekabet etmek zorunda kalmamalılar.

14. Gerektiğinde ve mümkün olduğunda başını telefondan kaldırıp karşındaki insanların gözünün içine bakarak “lütfen” ve “teşekkürler” demeye yetecek kadar uzun ara ver.

15. Dünyanın, bizim ailemizdeki kuralların çok ötesinde sonuçları olabilir. Bu hayatın gerçeğidir. Sorumlu ol. Esnek ama dayanıklı ol. Kendine ve başkalarına karşı affedici ol. Her zaman kalbini ve iyi niyetini dinle. O zaman dünya hep senin lehine çalışır.

16. Her zaman doğru olanı yapamayacaksın. Yanılgıya düşeceksin ve yolunu kaybedeceksin. Bunu anlıyorum. Baban da anlıyor. Bunu sevmek zorunda değiliz. Ama üstesinden gelebiliriz. Etrafın, en güzel halleriyle kusurlu insanlarla çevrili. Onlar tarafından seviliyor ve kollanıyorsun. Hem internette hem de hayatta asla yalnız değilsin. Biz seninleyiz.

Hediye konusu ayrı bir konu ama ben yine de bu konnuyla birebir ilişkisi olduğundan kısaca bahsetmek istiyorum. Çünkü bu konuda birçok anne-babanın fikir alış verişe ihtiyacı olduğunu biliyorum. Benim size önerim klasik hediyeler  ;

  • Kitap
  • DVD Biyografi Filmler
  • DVD eğitim videoları
  • Yurt Dışı veya Yurt İçi Seyahat
  • Özel bir eğitim kursu (Satranç , Müzik , Spor ,…)
  • Futbol , basketbol , masa tenisi,voleybol ,…. maç biletleri..
  • Tiyatro Bileti

Buna benzer çoğunuzun ilgi duyduğu alanlarda alabileceğiniz hediyeler düşünebilirsiniz.

Bu konuda paylaşımlarınız varsa diğer blog okuyanları için de yararlı olacaktır.