Bej Rengi Yara Bantları , Irkçılık , Ülkeler Krizi


Yeni ayakkabı aldınız , eve geldiniz ayaklarınız şişmiş su toplamış , ayakkabı da vurmuş. Sonra mutfağa girdiniz , domates doğrarken elinizi kestiniz. Sakarlığınız da bugün üzerinizde. Evet aklımıza ilk gelen bir duş alıp yara bandı ile yaraları kapatmak olacak.. Hemen hemen tüm annelerde , bayanların çoğunda , erkeklerin bir kısmının cüzdanında taşıdığı yara bantları. (Bu veriler benim istatistiki gözlemlerimdir) . Bakkalrda dahi bulunuyor olması nedeniyle taşınması gerekmeyen ama olmadık zamanda ihtiyacımız olan bir bant.

indir

Yara bandının tarihçesini anlattıktan sonra asıl bu yazıyı hazırlamama neden olan ırkçılıkla ilgili önemli haberi anlatacağım.

Yara bandı nasıl keşfedilmiş ?

Mucitler ve İcat Öykükeri kitabında özetçe anlatılmış. Fakat ben biraz daha bilgi eklemek istiyorum.(Her ne kadar da Almanların 1901 ‘de kısmen bulduğu söylense de )

Dünyanın ilk yapışkanlı hazır yara bandı Johnson Johnson’ın piyasaya sürdüğü J&J Band-Aid yapışkanlı bandajıdır. Bu  firmada çalışan Earle E. Dickinson’ın 1920’de icat ettiği bu ürün 1921’de piyasaya sürüldü. Johnson & Johnson firması, 1885’te ameliyat pansuman ürünleri üretmek üzere kurulmuştu ve 1920’den çok daha önceden beri yapışkan cerrahi bant, gazlı bez ve benzeri ürünleri üretiyordu.

Fakat  yapışkanlı yara bandı kapsamlı bir araştırma geliştirme çalışmasının değil, karısı Josephine’in sık sık kazaya uğraması nedeniyle, Dickinson’ın pratik zekasının bir ürünü oldu.(İcatlar her zaman gereksinimden doğar)

Josephine’in yaralarına pansuman yapmak Dickinson’ın çok zamanını alıyordu bu yüzden şirketin mevcut yapışkanlı bandaj ve gazlı bezlerinden kullanıma hazır bandaj yapmaya karar verdi. Önce yapışkanlı bandaj rulosunun bir miktarını açıp üzerine kısa gazlı bez şeritlerini yerleştirdi, kendi kendine yapışmasın diye üzerini krinolinle kapladıktan sonra ruloyu yeniden sardı. Bundan sonra tek yapması gereken, gerektiğinde ruloyu açıp hazır pansumanı kesmekti.

Başlangıçta Dickinson’ın icadı pek tutulmadı, ama 1924’te Johnson & Johnson, bunları rulo yerine kesik şeritler halinde satmaya başlayınca, Band-Aid yara bantlarının evlerin vazgeçilmezleri arasına girmesi çok sürmedi. 1928’de İngiltere’de (Önce varikoz ülser tedavisinde kullanılan) başka bir yapışkanlı bandaj türü icat edildi.

1856’da Thomas Smith, analitik ve farmakolojik kimyager olarak Hull’da bir firma kurdu. Kırk yıl sonra yeğeni Horatio Nelson Smith’i şirketine ortak yaptı ve 1928’de (bugün şirketin tek sorumlusu olarak kalan) Horatio yeni bir elastik yapışkanlı yara bandı icat etti. Yeni ürün tutmadı, ta ki bir cerrah bu yeni sargının, varikoz ülser hastalarına yararlı olacağını bir makalede duyurana dek. Smith akıllılık edip bu makaleyi tıp dünyasından elden ele dolaştırdı. Çok geçmeden bu sargı, Smith & Nephew şirketinin genel kullanım için en çok satılan ürünlerinden biri haline geldi elastik yara bandı, patentteki tanımı benimseyerek Elastoplast ticari markasını aldı.

Yara Bandının Irkçılıkla ilgisi nedir ? Nasıl olur da bu bant bir kriz yaratır ?

Dün okuduğum haberi okuduktan sonra sizlerle de paylaşmak istedim.Yabancı basında birçok haber yapılmış.  Ülke krizi Danimarka Dışişleri Bakanı Kristian Jensen, önceki hafta, sosyal medya üzerinden açıklamasıyla başlıyor; “Bir kez daha, İsveç’te yaşamadığım için mutlu oldum.” Bakan Jensen’in kişisel, facebook sayfası aracılığıyla yaptığı bu açıklama ve paylaştığı bir haber linki, İsveç Dışişleri tarafından cevapsız bırakılmadı. 1971 doğumlu, evli ve üç çocuk babası Jensen’i ailesiyle birlikte İsveç’te yaşamadığı için mutlu eden ve iki ülkenin dışişleri bakanlarını karşı karşıya getiren şey, yara bantları oldu. İsveç’in eczacılar birliği, yara bandındaki ırkçılığa bir son verme girişiminde. Birliğin atacağı adım henüz kesinleşmemiş olsa da Danimarka Dışişleri Bakanı Jensen, yara bantlarının ırkçılıkla suçlandığı “hassas” bir ülkede yaşamamaktan dolayı tatmine ulaşmış durumda.

indir (1)

Peki işin aslı nedir? 

İsveç’te piyasada satılan yara bantlarının Danimarka’da veya diğer ülkelerde satılan yara bantlarından bir farkı yok. Eğlenceli figürlerle ve çocuklar hedeflenerek üretilmiş rengârenk yara bantlarını geçecek olursak bilindik, bej rengi yara bantları piyasaya hâkim. İsveç’te son zamanlarda yazılıp çizilip köpürtülen de bu bej rengi yara bantlarının durumu oldu. Bej renginin, beyaz ırkın ten rengine yakın olduğu ve bu yolla yara bantlarının herkese dayatılan bir ırkçılık içerdiği tartışıldı.

indir (3) İsveç’te bu tartışmayı başlatan, internette “günlük ırkçılık” adlı bloğu tutan bir kadın; Paula Dahlberg. Kolombiya doğumlu olan ve iki yaşındayken İsveç’e evlatlık verilen Paula, eczacılar birliğinin ürettiği ve dükkânlara dağıtılan bej rengi yara bantlarının paketinin üzerinde “ten rengi” ifadesinin yer aldığını ve kendi ten rengiyle bu rengin pek de uyuşmadığını duyurdu. 29 yaşındaki Paula, İsveç’teki günlük hayatta insanların çarpışa çarpışa alışıp geçtiği ırkçılığa dair bloğuna bıraktığı bu yazısıyla önce İsveç basınını sonra eczacılar birliğini ardından da iki komşu ülkeyi sarstı. Yirmili yaşlarının başlarından beri, feminist bir aktivist olduğunu duyuran Paula, son iki yıldır bu bloğu düzenliyor.

İsveç’teki bu tartışmalar Danimarka’ya “Yara bantları ırkçılıkla suçlanıyor” diye taşındı.Politik söylemlere gelmeden Paula’nın söylemlerine odaklanalım.

Paula’nın derdi sadece yara bantları değil. İçine doğmadığı ama içinde büyüdüğü toplumunda, ırkçılığın gündelik hayatta görmezden gelinecek bir anlamsız ayrıntı olarak kodlanmaya çalışıldığını söylüyor Paula. Bu ülkede insanların günlük dozu her gün biraz daha artan ırkçılıkla yaralandığını ve bu yaraların kapatılması için satılan yara bantlarının bu işe merhem olmayacağını duyuruyor.

Paula’yı ırkçılık zemininde mantıksal bir nedenle eleştirmesini takdir ediyorum. Blogların gücünü de bu açıdan altını çizmek istiyorum.

İki ülke arasındaki kriz şimdilik durdu , biz de güncel hayatımıza dönelim. Masum yara bandının ileri teknolojisinden
bahsedip yazımızı tamamlayalım.ABD’deki Massachusetts Genel Hastanesi ve Harvard Tıp Fakültesi’nden bilim insanları yeşil renkte parlayarak üzerini kapattığı yaranın iyileşmeye başladığını gösterebilen yüksek teknoloji ürünü yara bantları geliştirildi.Bu yeni icat sayesinde hastaların canı boş yere yanmayacak, yaranın iyileşme durumu yara bandı çıkarılmadan gözlemlenebilecek.

26603698

Daha da ileri gidersek bir haberde yara bandının tarih olacağı iletildi.

ABD’de Johns Hopkins Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, hasarlı yere yara bandı sarmak yerine, cildin kendi kendini yenilemesini sağlayan bir jel geliştirildi. (Bence yara bantları 50 yıl kadar raflardan kalkmayacak.)

Yara bandınızı ilk kullandığınızda Paula , Danimarka ve İsveç’i hatırlayınız : )

İyi haftalar ,

Kaç saat uykuya ihtiyacımız var ?


Hayatımızın her döneminde karşımıza çıkan , çeşitli uzmanlardan tarafından çeşitli söylemlerle aklımızın daha da karşılaştığı sorulardan biridir.

nocanvas_cocugunuzun-uyku-rehberi

Herhangi bir nedenle (Çocuk , hastalık , gürültü , eğlence , …. ) geç yattıysak , ertesi sabah akşam erken gelip erkenden yatmak istediğimizi düşündüren nedir?

Öncelikle bu uyku konusu araştırmakla bitmeyeceğini , hala çalışmalar yapıldığını iletmem gerekir.

Bu konuda bilimsel çalışmaları incelemek isterseniz buradan bilgi alabilirsiniz. Çocuklarla ilgili de bir yazı mevcut.

Meraklandığınız sorudan başlayalım .

Kaç saat uykuya ihtiyacımız var ? 

ABD Ulusal Uyku Vakfı, uyku ihtiyacının belirlenmesinde bireysel hayat tarzlarının kilit öneme sahip olduğunu söylüyor ve yaş gruplarına göre genel tavsiyelerde bulunuyor.

  • Yeni doğanlar (0-3 ay): İdeal olan, yeni doğan bir bebeğin her gün 14 ila 17 saat uyuması fakat 11 ila 13 saat arası da yeterli olabilir. Yeni doğanların 19 saatten fazla uyumamaları tavsiye ediliyor
  • Bebekler (4-11 ay): Tavsiye edilen süre 12-15 saat arası. En az 10 saat uyku da yeterli olabilir. Bebekler asla 18 saatten fazla uyumamalı
  • Yürümeye yeni başlayan çocuklar (1-2 yaş): Bu yaş grubunda olan çocukların 11-14 saat uyumaları tavsiye ediliyor fakat kabul edilen aralık 9-16 saat
  • Okul öncesi dönem (3-5 yaş): Uzmanlar bu grup için 10-13 saat aralığını öneriyor. 8 saatten az, 14 saatten fazla uyku ise uygun görülmüyor
  • Okul dönemi (6-13 yaş): Uyku Vakfı, 9 ila 11 saat arası uykuyu tavsiye ediyor. 7 saatten az veya 12 saatten fazla uyku ise sağlıklı görülmüyor
  • Ergenlik dönemi (14-17 yaş): Tavsiye edilen uyku süresi 8 ila 10 saat arası. Uyku Vakfı, 11 saatten fazla ve 7 saatten az olmaması gerektiği görüşünde
  • Genç yetişkinler (18-25 yaş): Bu yaş grubuna 7-9 saat uyku tavsiye ediliyor ve uyku süresinin 6 saatten az, 11 saatten fazla olmaması gerektiği belirtiliyor
  • Yetişkinler (24-64 yaş): Bu yaş grubuna genç yetişkinlerle aynı uyku süresi tavsiye ediliyor
  • İleri yaş grubu (65 yaş ve üstü): Sağlıklı görülen uyku süresi günde 7-8 saat fakat bu sürenin 5 saatten az olmaması ve 9 saati de aşmaması tavsiye ediliyor.

Uyku vakfının özetinden sonra şekerleme konusuna da kısaca değinmek istiyorum. Şekerlemenin uyku üzerindeki büyük yararlı etkisi bilinse de iş yerlerinde ve kültür içerisinde yer almaması şaşırtıcıdır. Bu konuda daha önce yazdığım makaleyi hatırlayanlar vardır. Sizlere tavsiyem özelliklere çocuklara şekerleme yaptırmanızda fayda vardır.

Peki derin bir uyku için ne yapacağız ? 

Bu konuda BBC bir yazı hazırlamış (Hem İngilizce hem Türkçe )  ve öğütler vermiş. Ben bu konuda deneyimlerimi aktarmak istiyorum. Bu yazıdaki önerilerden düzenli spor yapmak ve yatağa elketronik eşya almamanın yararını görenlerdenim. Diğerleri bana kalırsa kişiden kişiye değişecektir.

Arkadaşlarımla bu konuda konuşurken ilginç soruyla her seferinde karşılaşıyorum.

Hayatımızın yüzde kaçını uykuya ayırdığımız ve kaç saat uykusuzluğa dayanabildiğimiz soruları ben de hep merak etmiş , araştırmaya devam etmişimdir.

David Eagleman’ın bir çırpıda okuduğum Sonraki Hayattan Kırk Öykü adlı kitabında hayatımızdaki zamanın değerini ince ince işlemiş. Kitabı okumadıysanız şanslısınız , 1 saat içerisinde bitireceğinizi garanti ederim.

78 yaşına geldiğimizde kaba bir hesapla dokuz yılımızı televizyonseyrederek ya da laptop kullanrak, dört yılımızı araba sürerek, 92 günümüzü tuvalette, 48 günümüzü ise seks ile geçirmiş oluruz. Şimdiki Y ve Z kuşağının ortalaması daha da farklı.

Fakat ömür boyu yaptığımız etkinliklerin en uzunu hiç şüphesiz uykudur. 78 yaşına bastığımızda, uykuda geçirdiğimiz zaman 25 yılı bulmuş olacaktır.

uyku

Uyuma dürtüsünün neden bu kadar güçlü olduğu bilinmiyor. Uzmanlar uykunun tam olarak nasıl bir fonksiyonu olduğunun hala açıklanmaya ihtiyacı olduğunu, fakat genel olarak vücudumuzdaki sistemleri yeniden ayarladığını belirtiyor. Araştırmalar ayrıca düzenli ve gerektiği kadar uyumanın iyileşmeyi sağladığını, bağışıklığı güçlendirdiğini ve metabolizmayı düzenlediğini de gösteriyor.

Öte yandan yeterince uyumama halinde diyabet, kalp hastalıkları, obezite depresyon ve diğer rahatsızlıklara dair risklerin arttığı biliniyor. Belki de bu yüzden uyumamız gerektiğinde yorgunluk, enerji azlığı, gözlere bastırılıyormuş hissi duyarız. Uykuya karşı direndikçe konsantrasyonumuz ve kısa dönemli hafıza oluşturma yeteneğimiz dibe vurur.

Uykusuzluk öldürür mü ? Siz buradaki yazıya göz atarken ben de özetlemiş olayım. Uykusuzluk rekoru kimde ?

Bu konuda rekor Randy Gardner adlı Amerikalıya ait. Gardner, 1964’te 17 yaşındayken yapılan bir bilim fuarında yaptığı gönüllü deneyde, 11 günden fazla (264 saat) süreyle uyanık kalmıştır. Daha az güvenilir başka kaynaklar, 1977’de bir İngiliz kadının 18 gün boyunca sallanan iskemlede sallandığını belirtiyor.

Guinness Rekorlar Kitabı, insanların kasıtlı uyanık kalarak kendilerine zarar verebileceği gerekçesiyle birkaç yıl önce bu alandaki denemeleri kayda geçirmeye son verdi.

UYKU-PERİYODUMAMİDEDİ

Yapılan  kapsamlı bir çalışmayı inceleyelim.

Warwick Üniversitesi Kardiyovasküler tıp ve epidemiyoloji profesörü Franco Cappuccio, bir milyondan fazla insanın uyku alışkanlıkları hakkında sorulara yanıt verdiği ve daha sonra takip edildiği 16 çalışmayı analiz etti.

Cappuccio katılan insanları üç ana gruba ayırıyor:

  • Altı saatten daha az uyudum diyenler
  • Altı ila sekiz saat uyudum diyenler
  • Sekiz saatten daha fazla uyudum diyenler

Bu gruplarda yapılan analiz, az uyuyanlarda ölüm oranının orta uyku süresine sahip olanlara kıyasla yüzde 12 daha fazla olduğunu gösterdi.

Ancak, en uzun uyuyanların ölüm oranı orta gruptan yüzde 30 daha yüksek.Bu tablo, uyku süresinin ölüm riskinde önemli rol oynadığı anlamına geliyor.Uzun uykunun kabaca yüksek miktarda alkol almakla aynı ölçüde ölüm riski yarattığı ifade ediliyor.Ancak yine de fazla uykunun riski sigara riskinden daha az.

Uyku ve hafıza arasında yapılan bir çalışmayı da bu linkten okuyabilirsiniz.

TZV sitesinin üzerinden okuduğum haber de ilginizi çekebilir.

Başlangıçta söylediğim gibi o kadar araştırılacak ve öğrenilecek bilgi var ki , insan nereden başlayacağını bilemiyor . Sonuç olarak bol linlki bir yazı ortaya çıkııyor.

İyi araştırmalar ,

SATRANÇ OYNAYAN İNSANLARIN BEYNİ İLE OYNAMAYANLARINKİ ARASINDAKİ FARKLAR


Botvinnik’in sözüyle başlayayım. “Satranç analiz sanatıdır”

Satranca olan ilgimi arkadaşların ve blogu takip edenler bilirler.Mühendisliğin temeli de analiz olması sebebiyle tüm mühendis yetiştiren üniversitelerin satran bilmesi gerekliliğini düşünenlerdenim.

2015 yılında ise Bursa Satranc Federasyonunun bazı komisyonlarında görev aldım. Görevlerimiz devam edecek , satrancı geliştireceğiz.

Gerek arkadaşların çocukları gerekse bazı gruplarla dönem dönem analiz çalışmaları yapıyoruz.

Olabildiğince bu blogda okunması ve yarar sağlanması adına makale çevirileri yapmaya çalışıyorum. Şimdiki haberimizi 4 sene gönüllü görev aldığım Türk Zeka Vakfı çevirmiş.

Öğrenciler , öğretmenler ve anne-babalar için yararlı bir bilgi kaynağı olmuş.

Diğer yayınladığım dünya satrancı ve satranç filmleri linklerine de bakabilirsiniz. Kısa zamanda daha fazla yazı yazıp , arşivi genişletmem gerekiyor.

Yapılan çalışmalara göre satranç oynayan insanların beyni ortalama bir beyinden önemli ölçüde farklıdır. Örneğin satranç ustalarının beyni problem çözme ve tanıma işlevlerinden sorumlu olan alanda daha fazla aktiflik gösterir. Ayrıca 18 haftalık satranç dersi alan çocuklar ileriki yaşamlarında daha yüksek bir zekâ seviyesine ulaşırlar. Satrancın geliştirdiği yönler bunlarla sınırlı kalmaz:

1) Erken yaşta satranç oynamak gelişmiş matematik ve eleştirel düşünme yeteneklerini geliştirmeye yardımcı olur: Yapılan araştırmalara göre çocukken satranç oynamak ve akademik başarı arasında yüksek bir doğru orantı vardır. Bir çalışmadan elde edilen verilere göre satranç öğretilen çocuklar akademik anlamda genel bir başarı sergilemekle birlikte matematik, uzaysal analiz ve akıl yürütme alanlarında özellikle gelişim göstermişlerdir.

2) Satranç beyninizi küçültebilir- ki bu aslında iyi bir şeydir: Araştırmacı Christian Jarrett’a göre beyindeki küçülme sinirsel verimliliğin ve davranışlardaki uzmanlığın bir belirtisi olabilir.

3) Satranç ustaları beynin iki lobunu da kullanır: Bilim insanlarının yaptığı analizlere göre uzman satranç oyuncuları karar verme aşamasında beyinlerinin iki lobunu da etkili biçimde kullanabilmektedir. Geçmiş oyunlardaki kalıpları tanıyabilmek için görsel odaklı sağ lob ve en mantıklı hamlenin ne olacağına karar vermek için de analitik odaklı olan sol lobu kullanırlar.

4) Satranç size şablonlar halinde düşünebilmeyi öğretir: Sürekli pratik yapan ve oynayan satranç ustaları satranç tahtasının şablonunu gözlerinin önüne getirip daha önceki oyunlarının anılarını canlandırabilirler.

5) Satranç oynamak size bilgisayar gibi düşünebilmeyi öğretir: Matthew Berland’ın yayınladığı bir makaleye göre strateji oyunları oynayan insanlar “bilgi-sayımsal düşünme” ile karşı karşıya kalmaktadır ve bu onların basit sayılabilecek kuralları takip edip ufak kararlar vererek verimli bilgiler elde edebilmelerini sağlar.

6) Satranç uzmanları problem çözme konusunda da uzmandırlar: Satranç ustaları geçmiş oyunlarındaki şablonları hatırlayarak ona göre kararlar verirler ve bu onların problem çözme becerisinden sorumlu beyin bölgelerini geliştirmelerini sağlar.

7) İleri yaşlarda satranç oynamak Alzheimer hastalığı riskini azaltır: Satranç oynayan 75 yaş ve üzeri insanlarda satranç gibi strateji oyunları oynamanın bunama ve diğer hafıza kaybı sorunlarının yaşanma ihtimalini düşürdüğü gözlenmiştir.

Saat Projesi


Birçok arkadaşımın yıllardır bana önerdiği patent alma , ürünler çıkartma gibi eylemlere girişmedim.

Yakın bir gelecekte  zeka oyunları,satranç eğitim içerisinde bizzat yer almak , var lan deneyimimi aktarmak istiyorum.

2009-2010 yıllarında OYUN dergisine yayınladığım sorulardan bir tanesi bugün internet paylaşım sosyal ağlarda görünce aklıma daha iyi bir fikir geldi.

 

Bir örneği aşağıdaki linkte yer alıyor.

Oyun_Merdiveni_4 (50.sayı)

Aşağıdaki videoda göreceğiniz gibi soruma paralel şeklinde bu düzenlenmiş.

Benim yapacağım proje ise ;

 

Tüm dünya saatlerini öyle bir birleştirelim ki , ortaya en az bir digital saat ortaya çıksın.

Otellerde , toplantı salonlarında bu kullanılabilir.

Bu fikirle benden önce birileri keşfederse de izlemekten zevk alırım.