Sahte Gülüşleri Nasıl Anlarsınız?


http://www.bbc.co.uk/science/humanbody/mind/surveys/smiles/ (1)

Yazıyı okumadan önce yukarıdaki linkte güzel bir test var. Bakalım dediğiniz kadar  mısınız? Gerçekten insan sarrafı mısınız?

Şimdi ise aşağıdaki 2 videoyuyu izlemenizi tavsiye ederim. Sahte gülüşler ve beden değişiklikleri ile ilgili güzel bilgiler var.

Amy Cuddy: Vücut dilin benliğini şekillendiriyor.

 Ron Gutman : (Gülmenin gizli gücü) The hidden power of smiling

Üniversite hocalarından Paul Niedenthal ve arkadaşları, Davranış ve Beyin Bilimleri dergisinin son sayısında, gülümsemelerin içten duyguların basit bir ifadesi olmadığını iddia ediyor. Gülümsemeler gerçekte, iki zihin arasındaki kaynaşmanın en görünür kısmı. Illinois Evanston’daki Northwestern Üniversitesi’nden sosyal psikolog Adam Galinsky, “Bu, etkileyici ve çok yönlü bir inceleme” diyor.

Araştırmacılar, gülümsemeye yol açan ruh hallerini anlamaya çalıştı. Onların mutluluğa işaret ettiğini düşünürüz, oysa araştırmacılar insanların “zigomatik kaslar”ını (üst dudağı kaldırarak gülmeyi sağlayan yüz kasları) ne kadar büzerlerse, kendilerini o kadar mutlu hissettiklerini görüyor. Ancak bu şaşmaz bir yasa değil. Örneğin aynı kaslar, insanlar üzüldüğünde veya tiksindiğinde de büzülüyor. Primatologlar gülümsemeleri birkaç sınıfa ayırabildi. Niedenthal’e göre, insan gülüşü de aynı yolla sınıflandırılmalı.

Şempanzeler bazen, birlikte oynayan yavrularda görüldüğü gibi zevkten dolayı gülümser. Ayrıca bir sosyal bağı güçlendirmek istediklerinde de bunu yaparlar. Niedenthal, insanlardaki bazı gülüşlerin de aynı gruba girdiğini düşünüyor. Dahası, bunlar belli ifadelerle birbirlerinden ayrılıyor. Örneğin, utangaç bir gülüşte çene genellikle aşağı iner, selamlaşırken güldüğümüzde ise kaşlar çoğu kez kaldırılır. Şempanzeler kimi zaman zevkten veya sosyal bağ kurma niyetinden değil, güçlerini göstermek için gülümsüyor.

Niedenthal, insanların da genelde başkalarını küçümsemek için çenelerini kaldırıp gülerek, güçlerini gösterdiklerini iddia ediyor. Niedenthal, “Karşımızdakine hükmeden bir gülüşle ‘Sen budalasın, ben senden iyiyim’ demek isteriz” diyor. Gülüşlerin niteliğini de onları taklit ederek anladığımızı belirtiyor. Gülen birisinin göz göze geldiği kişi, farkında olmadan bu gülüşü taklit eder. Niedenthal ve meslektaşları bu taklidin, taklitçinin beyninde gülen kişidekine benzer kısımları etkinleştirdiğine dikkat çekiyor. Örneğin mutlu bir gülüş, beyindeki ödül devrelerini etkin hale getirir. Mutlu bir gülüşe bakmak da bu devreleri hareketlendiriyor. Gülüşleri taklit etmek, sahte gülüşleri tanımamızı sağlar. Sahte gülüşü taklit edenler, sahici gülüşteki beyin etkinliğini yaşamaz.

Yüz ifadelerini araştıran diğer uzmanlar, Niedenthal’in yeni modelini beğeniyor. Ancak bazıları da, modelin kimi kısımlarına ince ayar gerektiğini düşünüyor. Galinsky, baskın bir gülüşü izleyen insanların kendilerini güçlü hissedip etmeyeceğini sorguluyor. Niedenthal ve ekibi, göz temasının gülüş açısından önemini de inceledi. Araştırmacılar, öğrencilere 17’nci yüzyıl ressamı Frans Hals’ın “Gülen Atlı” tablosu gibi bir dizi portreye bakmasını söyledi. Bazı tablolardaki özneler, izleyicinin uzağına bakıyordu. Kimi deneylerde, tablodaki öznenin gözleri çubukla kapatılmıştı. Niedenthal ve ekibi tahmin ettikleri üzere, insanların gözleri kapatılmamış öznelere baktıklarında, gözleri kapatılanlardakine kıyasla daha büyük duygusal etki hissettiklerini buldu.

Niedenthal’e göre psikologlar, sanatçıların asırlar önce bulduğu gülüşlerin sırrını yeni yeni çözüyor. Psikologlar günün birinde, Mona Lisa’nın gülüşünün neden böyle etkili olduğunu bulabilir. Niedenthal, “Bana kalırsa bu gülüşün başarısı, onunla göz teması kurabilmemizle ilişkili. Böylece Mona Lisa’nın gülüşünün anlamındaki belirsizlik, iki kat güçlü iletiliyor. Çünkü bu gülüşün beyninizdeki taklidi de yine gizemli ve karmaşık” diyor.(2)

Neden Gülüyoruz?

Sevdiğimiz birini gördüğünde gülümseriz, bebekler annesini babasını görünce gülümser, sevdiğimiz biri güzel söz söyleyince güleriz, karşımızdakine dostluk mesajı vermek için güleriz vs vs. “Gülümseme mutluluk ve neşe duygularının sonucu oluşan yüz ifadesinin önemli bir parçasıdır” [7]. Peki o zaman sadece mutlu olduğumuz için yalnızken de gülümser miyiz yoksa başkalarına mutlu olduğumuzu bildirmek için mi güleriz? İşte bu soru 1979 senesinde iki araştırmacının ilginç bir sosyal deney yapmasına yol açmış. İki araştırmacı, Robert Kraut ve Robert Johnston, gülümsemenin aynı hayvanlar dünyasında olduğu gibi karşıdakine “dostane” mesaj vermek için kullanılıp kullanılmadığını merak etmiş. Eğer evrimsel bakış açısı doğruysa gülümseme, aynı şempanzelerde olduğu gibi, sosyal ortamlarda daha çok gözlemlenmeli. Bu durumda gülümsemenin amacı dostluk kurmak veya karşımızdakine “mutluyum” mesajı vermek olacaktır.

Kraut ve johnston deney gruplarını üç farklı şekilde oluşturmuş: Bowling oynayanlar, hokey maçı seyredenler ve yayalar. İlk grupta bowling oynayanlar farklı gözlemciler tarafından aynı anda gözlemlenir. Oyuncu labutlara doğru bakarken (yani kimse ile yüz yüze değilken ve oyuncu takım arkadaşlarına doğru döndüğünde. Gözlemciler aynı zamanda oyuncuların yaptıkları atışları ve başarılarını da ölçerler. Son olarak çeşitli yüz ifadelerini gruplarlar (gülme, kahkaha atma, somurtma, hayal kırıklığı, nötr vb.) Böylece bir oyuncu bowling topunu yuvarladıktan sonra ve henüz arkadaşlarına dönmemişken ve daha sonra arkadaşlarına döndüğündeki yüz ifadeleri tek tek kayıt altına alır. Araştırmacılar ilk etapta 353 oyuncunun 1793 atışını incelerler, ikinci etapta ise 166 atış incelenir. Biraz daha farklı metodlar ama aynı mantık ile hokey taraftarları ve yayalar da incelenir. Hokey taraftarları takımlarının maç içerisindeki çeşitli durumlarına (gol atılması, yenmesi, penaltı alınması vb) tepkileri uzaktan fotoğraflanır. Yayalar ise hava durumu ve sosyal etkileşime girmelerine göre gözlemlenir ve sonuçlar birbirine korele edilir.

Sonuç olarak yazarlar her üç deneyde de gülümsemenin ,gülümseyen kişinin ruh halinden bağımsız olarak, daha çok sosyal etkileşim sonucu olduğu sonucuna varırlar.(3)

Kaynaklar :

1) http://www.bbc.co.uk/science/humanbody/mind/surveys/smiles/

2) http://www.sabah.com.tr/NewYorkTimes/2011/02/07/gulusun_arkasindaki_gizem

3) http://www.acikbilim.com/2012/03/incelemeler/pan-am-da-olsa-gulumse-bana.html

John Logan’ın Kırmızı Adlı Tiyatrosu Üzerine


Uzun zamandır merak ettiğim John Logan’ın Kırmızı Adlı Tiyatro oyununa bugün gittim.

untitled

İlk bölümde oyunu anlatıp , ikinci bölümde kendi yorumlarımı ileteceğim. En son bölümde de Ressam ve yapıtları hakkında bilgi vermeye çalışacağım.

Özetle oyunun konusu;

Mimari devler Philip Johnson ve Mies Van Der Rohe’nin tasarladığı, New York’un en görkemli yapılarından biri olan Seagram Binası’nın tepesindeki ünlü “Dört Mevsim” restaurantında sergilenmek üzere bir seri müral siparişi verilmiştir. Fakat bu resimleri yapması istenen kişi sıradan biri değil, modern sanat algısının temellerini sarsan deha Mark Rothko‘dur. Sanat anlayışı üzerine yaptığı yorumlar ve sıradışı renkleriyle kendi üslubunu tüm dünyaya kabul ettiren ressam Rothko, bu oyun ile çalışpma atölyesinde yarattığı “ yeni bir dünya”nın tablosunu göstermektedir. Bu sıradan bir manzara resmi olmanın ötesinde, kendi renklerini oluşturan bir trajedidir. (Trajedi oldukça bahsedilen bir tema)Sanatçının üretim aşamasında yaşadığı katmanları, hayatın içinden bir dille, son derece gerçek bir biçimde sahnede görmek mümkündür. Asistanı Ken ile ressamın olası yaşam algısı üzerine yaptığı tartışmalar, bir sanatçının yaşamın gölgesindeki iç dünyasını çırılçıplak gözler önüne sermektedir.

bbb

Oyundan bir bölüm :

– Sana birşey sorabilir miyim?
– Sormanı engelleyebilir miyim?
– Gerçekten de siyahtan korkuyor musun?
– Hayır, ben ışığın yok olmasından korkuyorum.
– Yani körlük gibi mi?
– Hayır ölmek gibi.

John Logan’ın yazdığı, Eray Eserol’un çevirdiği Kırmızı oyununu İskender Altın sahneye koydu. “Speer” gibi rollerin unutulmaz oyuncusu Nihat İleri (Rothko) ile Turan Günay (Ken)ın oynadığı Kırmızı’nın dekor ve kostümü Şirin Dağtekin Yenen’e, ışık tasarımı Enver Başar’e ait. Oyun’dan 10 dakika önce sona eren 30 dakikalık bir film de gösteriliyor. Filmi izleyebilen seyirci oyuna daha konu bakımından daha hakim olabiliyor.(şiddetle öneriyorum) Oyunu sadece oyuncuların yorumundan izlemekte mümkün, hatta ayrı bir lezzet. Zaten ressamın hayatına dayalı çok kapsamlı, alınması ihmal edilmemesi gereken bir broşür de hazırlanmış.(Fakat Bursa’da bize verilmedi)

Oyun, 2. Dünya Savaşı sonrası Amerika’da ürün veren sanatçılar ve yaptıkları eserler 20. Yüzyılın 2. Yarısını etkiler. İşte Kırmızı bu dönemin en önemli sanatçılarından Mark Rothko (Marcus Rothkowitz, 1903-1970)’nun atölyesinde asistanıyla geçen inişli çıkışlı iki yılının konu olarak alıyor.

Yeni Resim

Rothko’nun broşürde Eserol’un çevirisiyle yer alan “Sanat, Gerçeklik ve Algılanması” makalesi şu sözlerle bitiyor;

“Bizim kavranmasını istediğimiz, ressamın da filozof gibi ifade ederken kullandığı dilin, kendi bağlamında derinlikli olduğu, her sanat ürününde aranması gereken derinliğin de felsefesinde saklı olduğunun bilinmesidir”

Yukarıdaki satırların da fikir verebileceği gibi plastik sanatların konu edindiği oyun görme şansının az olduğu düşünüldüğünde “Kırmızı” meraklısı için daha da önem kazanıyor.

Kişisel olarak olumlu / olumsuz düşüncelerimi de eklemek istiyorum.

2 saat süren (Avrupa’da 1,5 saat olarak geçiyor) başarılı yapıtı sadece 2 oyuncunun paylaştığı düşünülürse işlerinin pek kolay olmadığını söyleyebiliriz. Her ikisi de müthiş oyunculuklarıyla sahneyi doldurdular.

Dekor çok başarılıydı . Ses sistemi iyiye yakındı.  Ancak en ama en başarılı olansa kesinlikle ışık kullanımıydı.  Oyunun içerisinde sık sık ışık ve renkler bahsediliyor.Tual üzerinde renklerin hareket ettiğinden de bahsediliyor ve bunun yine az ışık sayesinde olduğu belirtiliyor.  Enver Başar ışık tasarımı konusunda çok iyi bir iş çıkarmış.

İzledikten sonra renklerin anlamlarını tekrar tekrar düşünüyor , evdeki beyaz ışığın eşyalar üzerindeki  pasif etkisini düşünüyorsunuz.

Beyazın ürkütücü olması düşüncesi sizi de düşündürüyor. Kırmızının birçok rengini düşünüyorsunuz. Tan rengi kırmızısı , ruj kırmızısı , şarap kırmızısı …Siyahın anlamını düşünmek zorunda kalıyorsunuz.

Rothko şöyle diyor: “Bir gün siyah kırmızıyı yutacak.”

Oyun içinde gök gürültüsü , kuş sesleri belirli oranda arka fonda oyuna iyi eşlik ediyor. Fakat oyunun birçok bölümünde müziğin bittiği anlarda devam eden plak sesi oldukça seyirciyi rahatsız ediyor (ki bence oyuncular da rahatsız oluyorlar) . Özelleikle dramatikleşen sessiz anlarda arka fonlardaki sesler , sessizlik içindeki düşük vurguları bastırıyor.

Son olarak Mark Rothko’nun kim olduğunun , eserlerinin özelliklerinden bahsedip yazımızı sonlandıralım.

1903 Rusya’da doğmuş , 10 yaşında Amerika’ya taşınmış 66 yaşında ölmüştür.

Photo_of_Mark_Rothko_by_James_Scott_in_1959

Mark Rothko

rothko

Kendi portresini çizerek zoru başarmış. Tiyatrodan önce  bu resmin detayı anlatılıyor.

red-on-maroon-mural

Red on Maroon Mural

Diğer eserlerini kendi web sayfasından bulabilirsiniz.(http://www.markrothko.org/)

Oyun 2010 Drama League Ödülleri‘nde Öne Çıkan Oyun Prodüksiyonu Ödülü kazandı

Tony Ödülleri‘nde ise yedi dalda aday gösterilen oyun altı ödül kazandı.

  • En İyi Oyun
  • Oyun Dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu – Eddie Redmayne
  • Oyun Dalında En İyi Yönetmen – Michael Grandage
  • Oyun Dalında En İyi Sahne Tasarımı – Christopher Oram
  • Oyun Dalında En İyi Işık Tasarımı – Neil Austin
  • Oyun Dalında En İyi Ses Tasarımı – Adam Cork

http://www.tonyawards.com/p/tonys_search

Aynı zamanda da 2011-2012 Sanat  Kurumu Ödülleri

En iyi erkek Oyuncu : Nihat İleri

En İyi Çeviri : Eray Eserol

Xii.Direklerarası Seyirci Ödülü

En İyi Yardımcı  Erkek Oyuncu :  Turan Günay  ödüllerini almışlardır.

İyi seyirler ,

Cesaretiniz Var mı? (Video)


İzlerken “5 sene ömrümden gitti ” diyeceğinizden kuşkum yok.

Fakat bu videolar paylaşımla yetinmememsi bilimsel veriler ışığında beyin ve hormon (özellikle adrenalin) seviyeleri detaylarla incelenmesi gerektiği düşünüyorum.

Bence de yeter :)

Ve .. Sonraki Hayattan Kırk Öykü(Forty Tales from the Afterlives)


Kitabın içeriğiyle ilgili  fazla birşey söylemeyeceğim. Çünkü İsmet Berkan durumu gerçekten iyi özetlemiş.

Bilimi yaşatan , bilimi bizlere sevdiren nadir yazarlardan biridir. Son yıllarda böyle yazarlar sadece bazı dergilerde olduğunu da hatırlatayım.

Hürriyet gazetesinde yazdığı yazdığının içeriğini mutlaka okuduktan sonra kitapla ilgili yorumları okumanızı öneririm.

Guardian gazetesinin Science ekinde David Eagleman ile yapılan ropörtaj ve videosu   için:

http://www.guardian.co.uk/science/2010/apr/04/david-eagleman-40-afterlives

Eski Pulp solisti Jarvis   Cocker‘dan ve Stephen   Fry‘dan Sum okuması dinlemek için:
8524b001-90dc-4f83-bd76-7cbaec717743

Ön yazı :

Öldükten sonra başımıza neler gelir? Ve bu   insanlığımız hakkında bize neler söyler?

Sonraki hayatta Tanrı’nın bir   bakteri boyutunda ve varlığınızdan tamamen bihaber olduğunu keşfedebilirsiniz ya   da yanınızda yalnızca hatırladığınız insanları bulabilirsiniz. Kimi sonraki   hayatlarda tüm yaşlarınıza ayrılmış halinizdesinizdir, kimisinde kredi kart   kayıtlarınıza bakılarak yeniden yaratılırsınız, kimisindeyse aslında   olabileceğiniz ama olmadığınız kişiliklerinizin moral bozucu varlıklarıyla   birarada yaşamanız gerekir.

Eagleman aynı anda hem komik, hem hüzünlü hem   de sarsıcı olabilen kurmaca öyküleriyle geleneksel kavramlar kulesini yerle bir   ediyor ve bizlere kendimizi ‘burada’ ve ‘şimdide’ görmemizi sağlayan, büyüleyici   bir mercek sunuyor. Dudak uçuklatıcı bir hayal gücüne dayanan bu öykülerin   kökleri bilime, romantizme ve gizemli varoluşumuza yönelik huşuya dek uzanıyor.   Bu kitap, ölüm, ölümsüzlük, ümit, aşk, biyoloji ve insanlığımızın yepyeni   çehrelerini ortaya çıkaran arzunun bir karışımı.

synethesia

İngilizce açıklama :

At once funny, wistful and unsettling, Sum is a dazzling exploration of unexpected afterlives—each presented as a vignette that offers a stunning lens through which to see ourselves in the here and now.  In one afterlife, you may find that God is the size of a microbe and unaware of your existence. In another version, you work as a background character in other people’s dreams. Or you may find that God is a married couple, or that the universe is running backward, or that you are forced to live out your afterlife with annoying versions of who you could have been.  With a probing imagination and deep understanding of the human condition, acclaimed neuroscientist David Eagleman offers wonderfully imagined tales that shine a brilliant light on the here and now.
untitled

Kitabın arkasında ne yazıyor?

Guardian, Chicago Tribune, Scotsman ve Barnes and Noble 2009un en iyi kitapları
seçkilerinde

-“Bu yıl Eaglemanın Ve…sinden
daha baş döndürücü bir kitap okuyamazsınız.” Stephen Fry

-“Küçük bir büyük fikirler kitabı…Her öykü yeni bir Cennet.”
Brian Eno

-“Eagleman gerçekten farklı.
Ve…yi okuyun, büyülenin. Tekrar okuyun, tekrar büyülenin.” Time

-“Bu nefis ve düşündürücü öykü derlemesi, son
sayfa çevrildikten çok sonralari dahi okuyucunun zihnine musallat olmayi
sürdüren o tuhaf, sınıflandırılması güç kitaplar kategorisine ait.” Alexander
McCall Smith, NY Times

-“Şaşırtıcı derecede
orijinal… Dudak uçuklatacak kadar dahice.” Geoff Dyer, Observer

-“Ve.. dünyanızı ihtimaller ile
zenginleştirecek ve bunu yaparken size bir insanın hayal gücünün ne kadar derin
ve gizemli olabileceğini gösterecek.” Mary Postgate, Scotsman

-“Gerçekten muhteşem. Öykülerin yaratıcılığı,
anlaşılırlığı ve zekiliği ile tüm kitaba hükmeden dinginlik birleşerek ortaya
tamamen özgün bir yapıt çıkarıyor.” Philip Pullman

Öldükten sonra başımıza neler gelir? Ve bu insanlığımız hakkında
bize neler söyler?

Okuduktan sonra yorumlarınızı bekliyorum.

İyi Geceler Demeden Önce


Uyku ile ilgili ilginç bir yazı ile karşılaştım. Paylaşmak istedim.
imagesCAIWZMQI
Kimisi buz üstünde 3 dakikayla yetiniyor, kimisi bir dala tutunup aralıksız 20 saat kestiriyor. Tek ayak üstünde, tek gözü açık, hatta yüzerken uyuyanları da var.
imagesCAST964Y
Kedilere ilişkin çalışmalarıyla tanınan Fransız bilim adamı Michel Jouvet şöyle diyor: “Dinlenmeden yaşamak mümkün değildir”. Gerçekten de, tüm hayvanlar belli hareketlilik ve yine belli dinlenme devreleriyle varlıklarını sürdürüyorlar. Yani, aslandan kelebeğe tüm hayvanlar uyuyorlar. Ancak zaman, ritim ve uyku mekânı açısından olağanüstü zengin bir çeşitlilik sergiliyorlar. Evrimin bir ürünü olarak, uykunun, sinir sisteminin ve beynin gelişimine paralel karmaşık bir yapı kazandığı biliniyor. Böcekler ilkel sinir düğümlerine sahip ve her tür, uyumak için özel bir biçim alarak hareketsiz kalmakla yetiniyor. Örneğin kelebekler kanatlarını kapatıyorlar, kınkanatlılar antenlerini indiriyorlar, arılar ise başlarını öne doğru büküyorlar. Sadece sürüngenlerde ve özellikle de kuşlarda, uykunun bilimsel özelliği olan beyinsel elektrik etkinliğinin farklı bir biçimi gözleniyor.Uyku halindeyken elektroensefalogram (EEG) iki farklı güzergâh izliyor. Bu çizgiler, derin uykunun aşamalarını gösteriyor. Birincisinde yavaş elektrik dalgaları görülüyor. Bu “sakin uyku” aşaması demek. İkincisinde ise, paradoksal uykunun kısa dönemlerine eşlik eden hızlı dalgalar saptanıyor. Paradoksal uyku, aynı zamanda rüyaların kapısını açan bir anahtar. Evrimin en tepesindeki memeliler en gelişmiş uyku düzenine sahipler. Paradoksal uyku sırasında tüm kas sistemleri, gözkapaklarının altında canlı bir biçimde hareket eden gözleri ve ereksiyon halindeki cinsel organları dışında, tam anlamıyla hareketsizleşiyor. Bu sırada, memelilerin EEG’sinde yoğun bir beyinsel etkinlik gözleniyor. Durum, memelilerde uykunun sıkı bir biçimde beyne bağlı olduğunu kanıtlıyor. Deniz memelileri uzmanı Rus bilim adamı Lev Mukhametov, bunun en somut örneğinin yunuslar olduğunu söylüyor. Çünkü, uyku halindeyken sürekli hareket eden yunuslarda, uykunun temel işlevi kas yapısını yeniden güçlendirmek değil, yıpranan beyin sistemini yeniden düzenlemek… Sonuçta, hemen herkes hayvanlarda uykunun yaşamsal bir işlevi olduğu görüşünde birleşiyor. İsviçre’de fareler üzerinde yapılan bir çalışma, bunu açık biçimde gösteriyor. Deney boyunca uykusuz kalan fareler, 14 gün sonra ölmeye başlamışlar. Can çekişen birkaç farenin uyuması sağlandığında da, yeniden sağlıklarına kavuştukları görülmüş.

 

imagesCAPBLX6M

Uyku, hayvanlar için yaşamsal bir işlev olduğundan, hemen hemen tüm türler, bir biçimde bunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Kimileri ayakta bir dala tüneyerek, kimileri suyun içinde yüzerken, kimileri de tek ayak üzerinde gözleri açık bir biçimde. Ama her şeyden önce, uyku yöntemi, her hayvan için ciddi anlamda geliştirilmiş bir strateji. Kumrular, kargalar ve kartallar, pençeleriyle ağaç dallarına, tavuklar da tüneklerine tutunarak uyuyorlar. Aslında bu, ilk bakışta görüldüğü kadar yorucu bir denge değil; çünkü bu kuşların ayakları böyle bir tutunma için ideal bir anatomiye sahip. Pençelerinin sahip olduğu anatomik yapıyla, tünekledikleri mekâna çok sıkı bir biçimde kilitlenebiliyorlar. Ayrıca, bu uyku pozisyonu ciddi bir avantaj oluşturuyor. Uykudayken, avcı bir hayvan yaklaştığında dal titremeye başlıyor ve kuş, aniden uyanıp hemen uçarak kaçmayı başarıyor.

imagesCALIAIS5

Bir başka ilginç denge pozisyonunu da flaman kuşuyla turnalar sergiliyor. Bu hayvanlar tek ayaklarının üstünde hiç sallanmadan uyuyorlar. Sırları ne? Yerçekimi merkezlerinin çok ama çok aşağıda, ayaklarının tam altında olması… Ayrıca dizkapağının eklemlenme bölgesinde özel bir kemiğe sahipler. Bu kemik tıpkı bir makara deliği görevi görüyor ve tendonu bloke ederek ayağın düz durmasını sağlıyor. Bazı kuşbilimcilere göre, flaman ve turnaların tek ayak üstünde uyumalarının bir başka nedeni de, bir ayağı tüylerin içinde sıcak tutmak ve böylece enerji tüketiminden ekonomi sağlamak.

imagesCAG1556E

At, fil, zürafa gibi büyük hayvanlar ayakta uyuma yeteneğini geliştirmeyi başaran türler. Bu pozisyonun iki avantajı var. Birincisi, herhangi bir tehlike anında kaçmaya hazır bir biçimde olmaları. İkincisi ise, önemli bir enerji tasarrufu sağlaması. Çünkü, uyanmak ve ayaklanmak için enerji sarf etmelerine gerek kalmıyor. Ayağa kalkmak için harcanan enerji, özellikle zürafa için çok belirleyici. O nedenle, hayvan başını ya ağacın üst dallarından birine ya da kendi sırtına dayayarak uyumayı tercih ediyor.

imagesCA51DLQP

Ayakta dikey biçimde uyuyan bir başka hayvan da, kral penguen.

5_112

Bu hayvan, günler ve geceler boyunca hiç kımıldamadan ayakta uyuyabiliyor. Uyku sırasında yumurtasını ayaklarının üstünde titizlikle taşıyor. Böylece, penguenin karın boşluğundan gelen sıcaklık nedeniyle yumurtalar donmuyor. En derin uykuda bile, ayak seviyesinden gelen en küçük titreşimle, tıpkı bir iç alarm sisteminin uyarması gibi sıçrayarak uyanıyor. Bu konuda çok duyarlı. Çünkü, eğer yumurta ayağının üstünden kayıp yere düşerse anında donar.Buna karşılık, kuluçka halindeki bir penguen, sırtından ya da omzundan aldığı bir darbeden en küçük bir biçimde etkilenmeden uykusunu sürdürebiliyor. Bu durum, çevre koşullarına uyum sağlamanın çok tipik bir örneği. Penguenler çok kalabalık topluluklar halinde, dar bir buz parçasının üstünde yaşadıkları için, en normal koşullarda bile birbirlerine çarpmaları ve toslamaları kaçınılmaz.

avustralya-timsah2

Eğer timsah, saatlerce hiç kımıldamadan ağzı açık duruyorsa, bunun nedeni kesinlikle dalgın bir avın, kendisini ölü bir ağaç gövdesi sanıp yanaşmasını sağlamak değil. Timsah bu pozisyona girerek, solunum sistemini harekete geçiriyor ve iç organlarını, tropikal güneş ışınlarının yakıcı etkisinden kurtarmak amacıyla havalandırıyor. Ve dış ortamdaki hava sıcaklığı daha da yükselince, tam anlamıyla derin bir uyku haline geçiyor. Bu bir çeşit yaz uykusu. Ve tıpkı kış uykusunda olduğu gibi, bu süreç içinde, timsahın metabolizmasında ciddi bir yavaşlama söz konusu oluyor.

Kutup tilkisi için uyku dinlenmenin ötesinde bir olay. Eğer bir kutup tilkisi kar üstünde doğum yaparsa, yavru kısa sürede donup ölüyor. Çünkü, annesini soğuktan koruyan kalın kürke henüz sahip değil. İşte bu nedenle, anne tilki uzun süre yavrusunu sararak korumak ve bu süre içinde hareket etmeden uyumak zorunda. Ancak, tilki uyuyabilmek için en az 27 derece sıcaklıktaki havayı solumak zorunda. Oysa kutuplarda böyle bir sıcaklık mümkün değil. Bu gereksinmeyi karşılamak için, olağanüstü zeki bir strateji geliştiriyor. Top gibi büzülerek uyuyor ve böylece, ayaklarıyla burnu arasında sıkışıp kalan sıcak havayla hem kendi kendini ısıtıyor hem de uyuyabileceği bir ortam yaratıyor.

snake_2

Hayvanlar dünyasında uyuyup uyumadığı en zor fark edilen tür, kuşkusuz yılanlar. Çünkü bu hayvanın göz kapağı yok. Öte yandan yılanlar, genellikle geceleri dinleniyor ve uyuyorlar. Uyku durumunda bile, avları için tehlikeli yaratıklar. Çünkü yılanlar uyurken bile dillerini düzenli olarak dışarı çıkarıp çekiyorlar. Dilleri sayesinde çevrelerinde ne olup bittiğini rahatlıkla hissediyorlar. Ve bir av yaklaştığında, birdenbire hareketlenip üstüne atılabiliyorlar. Sadece kış uykusuna yattıklarında böyle bir savunma mekanizmasından mahrum kalıyorlar. Ne var ki, kış uykusundaki bir yılana yaklaşmak yine de çok tehlikeli. Çünkü bu hayvanlar, genellikle kalabalık gruplar halinde kış uykusuna yatıyorlar. Nitekim, Kanada’da yaşayan bir yılan türü, sayısı 10.000’e yaklaşan büyük gruplar halinde kış uykusuna yatıyor.

BALIKLAR-UYUR-MU

Balıklar, bir yerden bir yere gitmek ya da suyun içinde hareketsiz durmak için, yüzgeçlerini sürekli çalıştırmak zorundalar. Ancak, uyudukları zaman hareket etmemelerine rağmen, ne suyun dibine düşüyorlar ne de karın üstü suyun yüzeyine çıkıyorlar. Peki ama neden? “Sabitleştirici” adı verilen çok gelişmiş bir yüzme kesesine sahipler ve bu sayede uyurken suda dengelerini sağlıyorlar. Daha derine inmek istiyorlarsa, damlacıklar halinde gaz çıkarıyorlar. Zaman zaman su seviyesine çıkıyorlar ve yüzme kesesinin içini havayla dolduruyorlar. Böyle bir yüzme kesesine sahip olmadığından, köpekbalıkları suyun dibine çökmemek için sürekli yüzmek zorunda. Peki o zaman köpekbalıkları hiç uyumuyor mu? Hayır, uyuyorlar, ama yüzerken uyuyorlar. Fok, yunus, denizayısı gibi deniz memelilerine gelince, onlar özel ve bilinçli solunum sistemi geliştirmiş durumdalar. Bu hayvanlar, kesinlikle klasik uyku mekanizmasından yararlanamıyorlar. Çünkü suda uyumaları durumunda soluk alıp vermeleri olanaksızlaşıyor ve bunun sonucu boğuluyorlar. Ancak evrim, onlara beyinlerinin yarımkürelerini kullanarak dengeli bir uyku olanağı veriyor. Örneğin, beynin sağ yarımküresi uyuduğunda, sol yarımküresi soluk alıp verme işlemini sürdürüyor. Bu paylaşılmış bilinç sayesinde yüzmeyi sürdürüyorlar ve açık denizde pozisyonlarını koruyorlar. Aksi takdirde, akıntıların şiddeti karşısında hızla yok olup gidebilirler.

Soreks, yeryüzündeki en küçük memeli ve ağırlığı sadece birkaç gram.

457

Sürekli hareket halindeki bu hayvan, ilk bakışta hiç uyumuyor duygusu uyandırıyor. Soreks çok küçük bir hayvan olduğu için, vücut sıcaklığı hemen soğuyor. Yeniden ısınmak için sürekli yemek zorunda. Gerçekten de, birkaç saat beslenmediği takdirde soğuktan ölüyor. Bu açıdan uyumaya ayıracak çok fazla zamanı yok. Birkaç dakika gözlerini kapamakla yetiniyor, ama bunu günde yüzlerce kez yineliyor. Sonuçta 24 saat içinde 7 saat uyumayı başarıyor.

untitled

Goriller diğer avcı hayvanlardan korkmadıkları için, açık havada toprağın üzerinde uyuyorlar. Grup halinde yaşıyorlar; her gece yattıkları yeri değiştiriyorlar ve taze yapraklardan kendilerine yatak yapıyorlar. Bu, gerçekten sağlıklı bir eylem. Çünkü asalaklar, bitler yatağı istila edecek zaman bulamıyorlar.

Peki insanların nasıl uyuduğunu gösteren birkaç resim ve başlıkla yazımızı sonlandıralım.

İlginç bulacağınız diğer konular ise sizler için gruplandırdım.

Hayvanlar rüya görür mü?

Uyurken Nasıl Öğreniriz?

Çocukla uyumak testosteronu düşürüyor

imagesCAK3XKYZ

imagesCAYSH7NT

 

Bir Denge İşi Zeka


 

181119_galeri_12

1905’te Alfred Binet ve Thedore Simon tarafından ilk defa tanıtılan IQ (Intelligence Quotient) testi daha sonraları milyonlarca insanı çok, orta ve az zeki diye kategorileştirilebilecek bir ortama yol açtı. Aslında bu testin ilk çıkış amacı okullarda özel eğitime ihtiyaç duyulan çocukları tespit etmekti.

O yıllarda yapılan bu test aileler ve eğitmenlerde heyecan uyandırmıştı. Ancak daha sonraları geliştirilen ve bir seri nümerik standart soruların cevaplamasına dayalı olarak uygulanan bu testin sonuçları kişilerin zekâsını ortaya çıkarmakta yeterli olmadığı anlaşıldı.

zeka-testleri-turkce

Howard Gardner, 1980’lerin başlarında IQ yaklaşımını sorgulamaya başladı.

“Frames of Mind” adlı kitabında yaşamdaki başarı açısından hayati derecede önem taşıyan yalnızca tek bir zekâ türü olmadığını, ancak zekâ türlerinin daha geniş bir yelpazede ele alınabileceğini öne sürüyordu.

Bu alandaki öncü isimlerden bir diğeri de Robert Sternberg’dir. Sternberg, yüksek IQ’nun akademik başarı getirebileceğine fakat hayatın diğer alanlarında hedefe yönelik eylemlere yol açmayacağına inanmaktadır. Kendi standartları veya başkalarının standartları doğrultusunda başarıyı yakalamış insanlar sadece okullarda değer verilen hareketsiz zekâya güvenmekten çok birçok alanda beceri sahibi olmuş, bu becerileri geliştirmiş ve uygulamış kişilerdir.

Psikolog Robert Sternberg, “Başarılı Zekâ” kavramı üzerinde özellikle duruyor.

untitled

Aşağıdaki kaynakların kullanılarak oluşturulan makalenin devamını Türk Zeka Vakfı  “OYUN” dergisinin 52.sayısında bulabilirsiniz.

http://webs.wofford.edu/nowatkacm/Assessment/Outline10IQ2.pdf

http://www.psych.umn.edu/psylabs/catcentral/binet.htm

http://www.psychologytoday.com/blog/cutting-edge-leadership/201203/why-intelligence-alone-won-t-lead-success

http://www.duygusalzeka.net

Akıl Bilgi ve Zeka üzerine Konuşmalar Kitabı, TZV , Nihal Sandıkçı

Resfebe _ 2013 _ Nisan


Matematiksel işaretlerin de yer aldığı atasözü ipucu verilen resfebe aşağıda yer almaktadır.

 

Sakal ve bıyık

“Oyun” dergisinin de içinde yer aldığı bir kelime resfebesi sorusu daha. Çözümü bulduğunuzda tebessüm edeceksiniz.

Oyun

Aşağıda  yer alan her renkli karenin bir harfi simgelediği   biliniyor. 7 farklı harflere sahip renkli şekilleri 6×6 kare alanına   yerleştirerek numaralı karelerde yer alan 6 harfli , saygın bir   üniveristemizin Fen fakültesi dekanın ön ismini bulacaksınız.

İpucu   olarak 5-6.karedeki harflerin alfabede ardışık olduğunu veriyoruz.Mor olan karede sağdaki 7 parça bulmacanın yerleşmediği tek karedir.

Puzzle_oyunmerdiveni

Cevaplarını merak ediyorsanız oyunmerdiveni@gmail adresine veya bu blogun alt kısmına yorum ekleyerek öğrenebilirsiniz.

 

Ayrıca  çocuklarınızın / sizlerin okullarda soru sormasını da teşvik etmek için çocuklarınızın resfebelerini bu sayfada yer vermeyi hedefliyorum.